Bir sonraki gun sevimli evimizde perdeye vuruyor gun isigi… Cami aralayinca tembel kedilerle gozgoze geliyoruz! Ve ikinci gun basliyor tum isigiyla… Kahvaltimizi edip Belem`e dogru yola cikiyoruz. Aslinda o gun sabrimizin sinandigi bir gundu cunku yeni neslin disinda ingilizce bilen neredeyse kimse yok! Tren, metro… gibi tasitlar Portekizce bilmeyen biri icin gercekten isi zorlastiriyor! Neyse, sonuc olarak Belem`e variyoruz… Kasifler aniti bizi etkileyen guzel yapitlardan, giderseniz mutlaka gorun bence… Ardindan bizim yaptigimiz gibi sahilde tasasizca yuruyebilirsiniz. Bu yuruyus sizi cok mu aciktirdi? O zaman nata yemek icin Pastais de Belem`e ya da henuz turistlerin kesfetmedigi Pastelaria Restelo Careca´ya gidebilirsiniz. Tip olarak kruvasana benzeyen bir urun ile unlenmis bu kucuk dukkan… Ancak yediginiz tam olarak benzettiginiz sey degil, daha sekerli, daha lezzetli bir sey! Ac olmasaniz bile sokaklari saran tereyag kokusu sizi dogru adrese goturecek! Bizzat yasadim o ani, biliyorum! Bu dukkan bana Portekizli arkadasim Antonio´nun tavsiyesiydi, o yuzden guvenerek tavsiye ediyorum.

 

Belem`den ayrilirken hedefimizi coktaan belirlemistik. Anthony Bourdain`in tavsiyesi Cervejaria Ramiro`ya gittik… Insan gibi oturup yam yam gibi kalktik masadan! Baska da bir sey demiyorum!

Gunesi guzelce batirip ginjinha icmek icin merkeze indik! Giderseniz mutlaka deneyin!

Son gunumuzu kucuk sahil kenti Cascais`de gecirdik. Ozellikle yazin cok kalabalik oluyormus ama biz gittigimizde oldukca sakindi… Ardindan son kez Lizbon´un dar sokaklarinda kaybolmaya karar verdik… NooBai Café´de manzarayi izlemeye karar verince yine zorlu yollar, dik yamaclari tirmanirken bulduk kendimizi… Ama degdi mi? Bence degdi:)

Portekiz, yapilan tatil planlarinda cok rastlasmadigimiz bir Avrupa Ulkesi aslinda! Ama benim icin artik ust siralarda! Sabahlari bile balik kokan sokaklari, gunesin yaladigi renkli binalari, dar sokaklari zihnimde, yuregimde… Mutlaka gidin, cok seveceksiniz!