Gecen hafta sonu, erken saatlerde Amsterdam`daydik! Hava cok guzeldi, bol bol yuruduk… Bu sefer sehrin populer kalabaligindan uzak bir yerde kaldik, uzak gibi ama bir adim otesinde akan bir hayat var! Bence bu, her zaman kalabaliklarda can cekismekten daha cekici:) Peki neler mi oluyor bu koca sehirde? Anlatayim…

Bizim bu seferki ziyaretimizin asil sebebi “Child Birth” kursuydu aslinda…Yasadigimiz yerde de mevcut kurslar var ancak buyuk sehirler daha international oldugu icin, ingilizce kurslar bulmak daha kolay oluyor. Cumartesi gidip, buyuk sehrin havasini koklayip, Pazar gunu de tum gunu dogumda neler yapmamiz gerekli, nefes egzersizleri, dogum sonrasi annenin ve bebegin bakimi gibi ufkumuzu aydinlatan bilgilerle, kafamizdaki soru isartelerinden uzaklasmaya ayirmistik. Bu konuya birazdan gelecegim…

Cumartesi gunu anladim ki, buyuk sehirde yasamak, bir cok sorunu beraberinde getirse de, aslinda insani her anlamda doyuruyor. Sehir her an yasiyor, o sana degil sen ona ayak uyduruyorsun… Konforlu degil belki yasadigin ev, ya da arabani park edecek bir park yerin yok, bazen kuyruklarda geciriyorsun en degerli zamanini… ama yinede bana o kadar cazip gozukuyor ki… Ben hep Istanbul`da yasamanin hayalini kurup, universite doneminde hatta mezun olduktan sonraki calisma doneminde bile Ankara`dan kopamamis biriyim… Ankara`ya mi baglandim yoksa bu sehrin icindeki dostlarima/ arkadaslarima mi bilemiyorum ama icimde hep daha kalabalik daha kozmopolit yerlerde yasama hayali vardi!

Ayni seyi simdi burada yasiyorum, yasadigim sehir modern bir koy havasinda olup, konum olarak Almanya, Belcika gibi bir cok yere yarim saat mesafede… Sutu gidip ciftlikten alma, elmayi dalindan koparma sansim var, yazin cok buyuk olmasa da bahcemde oturup, memleketimdeki yaz tatilinin hayallerini kurabiliyorum, sakinim dinginim, ama buyuk bir sehrin parcasi degilim iste:)

Neyse asil konuya donersek, Amsterdam`i her ziyaret edisimde daha farkli, daha degismis buluyorum… Bir cok yeni magaza ve restoran acilmis! Hepsini denemek, iclerinde kaybolmak istiyor insan… Waterstone acilmis mesela! Ben Londra`da bu kitapciya bayilmistim, simdi bir iki saat uzagimizda, minderli pencere kenarlarinda kitaplari karistirma sansimizin oldugunu bilmek guzel… Calisanlari da Ingiltere`den bizzat getirmis olabilirler zira British aksani ile bir cok kez yollarimiz kesisti!

Yemek yemek icin Cumartesi gunu Burgermeester`i tercih ettik. Konsept olarak organik beslenme ile hamburger kulturunu/ fast food u birlestirmeye calismislar gibi. Yani yemeginiz bitip de mandira gibi koktugunuzu hissettiginiz anda ‘hamburger yiyorum ama cok da sagliksiz beslenmiyorum’ diyorsunuz! Esmer ekmek secme sansiniz var, etler de civar koylerden geliyor…

Pazar gunu ise, kurs icin erkenden kalkip yollara dustuk… Otelden o kadar erken ayrilmamizin bir sebebi de guzel bir kahvalti planimizin olusuydu! Sabahin erken saatleri, Amsterdam`in bos sokaklarinda sabah ayazi yuzumuzu yalarken sokaklari saran simit kokusunu takip ederek bulduk Simit Sarayi`ni…

Guzel bir kahvalti ettik! Sanirim burasi Antwerp`deki Simit Sarayi deneyimimizden cok cok daha iyiydi! Belki turist olarak Turkiye`den Amsterdam`a geldiginizde buraya gitmek istemeyebilirsiniz, ne de olsa her zaman yenebilen bir sey simit… Ama ben gercekten simiti cok seviyorum ve ozlemistim! Artik cok ucak yolculugu da yapmak istemedigim icin burasi yuzlerimizi guldurmeye yetti!!!

Kahvaltinin ardindan kursun oldugu yere gittik, bizim gibi bir cok farkli ulkeden gelmis ciftle tanistik. Tabii kafalar biraz farkli calisiyor, kimisi havuzda dogum yapacagini, kimisi hipnoz ile evde doguracagini soyluyor… Evet o an anliyorum ki Amsterdam tamamen ozgurlukler sehri:) Oradan ayrildigimizda gercekten bilmemiz gerekenden cok fazlasini biliyoruz diye dusundum ve hala o gunu dusununce aklimda turlu sorular vardi ancak gunun ozeti neydi derseniz, ne kadar cok aci, o kadar oxitosin, endorphin ve sonucunda mutlu bebekler diyebilirim.

Bir de dogum olayinin anneye ozgu bir durum olmadigi, yani ortada bir bebek var ve o bebek hem size hem kocaniza/erkek arkadasiniza ait… Yani dogum bir cileyse ikiniz de o cileyi cekeceksiniz, biraz Turk mantigindan uzak ama bu fikri cok sevdim ben…

Bir farkli fikir daha! Nasil olur da bu insanlar bazi seylere inanilmaz kayitsiz kalip, soguk tavirlar sergilerken, dogum konusunda boyle romans olabiliyor? Bunu anlayamadim iste… Mesela sezeryan olursaniz, sizi dikis icin baska bir bolmeye almalari gerekiyormus, bu esnada bebek ben nerdeyim, bu insanlar kim diye dusunurken second best yani babanin bebekle ten temasi kurmasi bekleniyormus, yani killi gogsunu acip bebegi oraya koyacakmis babalar… Heralde bebek de diyecek ki, ‘ya bu annem degil ama bir yerden gozum isiriyor, hic yoktan iyidir’. Bunu biraz da siz sasirin diye anlattim, zira ben cok sasirdim:)

Bakalim bizi nasil bir gun bekliyor olacak, o kursta ogrendiklerimizi yapabilme, hatirlama imkanimiz olacak mi? Ama en azindan su an biliyorum ki benimle ayni endiseleri tasiyan bir suru insan var, kimisi Vietnam`dan, kimisi Brezilya`dan…

Eger yasadiginiz yerde bu tip kurslar varsa, dahil olup aydinlanmak bana kalirsa guzel bir sey! Deneyin derim!

IMG_6538

IMG_6532

IMG_6530

IMG_6525

IMG_6521